Sinan'ca birkaç satır…

Birkaç kelime diyeceğim var….

Kayıp Pelerin

Ocak6

Senesonu gösterisinin yapılacağı salonun arkasındaki bölüme gösteride giyinmeleri için tüm öğrencilere birer tane pelerin getirilmişti. Salona ilk giren Kerem pelerinini giyer giymez dışarıya koştu. Ancak merdivenlerden inerken ayağı takıldı ve düştü. O sırada pelerini merdivenlerin demir kısmına takılarak yırtıldı. Kimseye göstermeden pelerini oradaki bir çöp kutusuna attı. Nasıl olsa daha çok pelerin var deyip soyunma odasından bir pelerin alarak sırtına geçirdi. Diğer öğrenciler de sırayla gelip pelerinlerini giyinmeye başlarlar, salona en son Burak geldi ama Kerem iki pelerin aldığı için ona pelerin kalmamıştı. Burak üstelik gösterinin yıldızı olarak son dansı yapacaktı. Ancak pelerinsiz nasıl çıkacaktı? Zaten gösterinin yıldızı olmak ve son dansı yapmak onu yeterince endişelendiriyordu. Arkadaşları onu teselli edeceklerine “pelerinsiz Burak bu sana son durak” diye ona güldüler. Arkadaşlarının içinde bir tek Ömer, Burak’a yaklaştı ve dedi ki: “Burak, benim pelerinimi alabilirsin.” Burak: “Ama sen pelerinsiz kalacaksın.” Ömer: “Sen bu pelerini tak, ben kendi başımın çaresine bakarım.”

Ömer’in pelerinini vermesine arkadaşları şaşırdı. Bu sefer “Pelerinsiz Ömer ne halt eder!” diye onunla alay etmeye başladılar. Ömer o sırada bir öğretmenin şalını gördü. Ve öğretmeninden onu ödünç istedi; şalı pelerin gibi taktı fakat şalın kenarları püsküllüydü ve bir pelerinin yerine hiç geçmedi. Arkadaşları Ömer’in bu haliyle daha çok eğlendi. Ömer, arkadaşlarının kendisiyle eğlenmesine hiç üzülmeden çevresine bakmaya devam etti. Masaların üstündeki örtüler dikkatini çekti ve bir masa örtüsünü alarak kendisine pelerin yapmayı denedi. Masa örtüsünün kenarlarında parlak bir şerit de vardı. Bu masa örtüsü pelerin olmaya uygundu ama ucuna düğüm atınca çirkin görünüyordu. Ömer, o sırada oradan geçen başka bir öğretmenin yaka iğnesine fark etti. Öğretmene durumu anlatıp yaka iğnesini ödünç istedi. Böylece masa örtüsü çok fiyakalı bir pelerine dönüşmüştü.

Gösteriden sorumlu öğretmen içeri girdi. “Hadi çocuklar hazır mısınız? Pelerinlerinizi taktınız mı diye sordu?” Çocuklar “Hazırız” diye bağırdılar. Bu arada Burak, Ömer’in kendisine yardım etmesinden çok etkilenmişti. Burak’a gidip “Masa örtüsünü ben alabilirim” dedi. Ömer “Gerek yok, ben bu masa örtüsüne alıştım” dedi. Burak da gösteriden sorumlu öğretmene gitti ve “Öğretmenim, gösterideki son dans için hazır değilim, son dansı Ömer yapsın” dedi. Öğretmen bu talebe şaşırdı ama Ömer’in üstündeki fiyakalı yeni pelerini görünce “Peki, senin istediğin gibi olsun, Ömer son dansı yapsın” dedi. Ömer, gösterideki son dansı yapabileceğinden emin değildi; ama cesur davrandı ve bu öneriyi kabul etti. Arkadaşlarının alayları da kursaklarında kalmıştı. Ancak herkes Ömer son dansı iyi bir şekilde yapabilecek mi diye merak ediyordu. Gösteri sona ererken olanlardan habersiz Ömer’in anne babası, Ömer’in son dansı yapmasına çok şaşırdılar. Ömer gösterinin yıldızı olmuştu ve her şey harika gitmişti.

Gösteriden sonra Ömer ile Burak sarılarak birbirlerine teşekkür ettiler. Kerem de yanlarına gelerek kendi pelerinini yırttığını ve Burak’ın pelerinini aldığını itiraf ederek özür diledi. “Olsun, her şeyde bir hayır varmış” dediler. O sırada Ömer’in anne babası geldiler ve programda olmadığı halde nasıl son dansı yapmayı başardığını sordular. Ömer kısaca cevap verdi: “Üç Y Kuralını işlettim: Yardımcı ol, yaratıcı ol, yıldız ol!”

Alıntıdır.

Melih Arat

E-posta gizli kalacak.

Website örneği

Yorumunuz: