Sinan'ca birkaç satır…

Birkaç kelime diyeceğim var….

Vaktiniz olsun

Aralık23

Aşağıda anlatılan olay iki kişi arasında geçiyor. Bu kişilerden ilkine “A” ikincisine de “B” diyelim isterseniz. İşin ilginci ise bu iki kişinin arkadaş olmaları… A her işini planlıyor ve oldukça düzenli, diğer şahıs planlamanın yanından bile geçmiyor. “Nasıl olsa sırası gelir her iş görülür” düşüncesine sahip. Biz onların bir günlerine misafir olalım istedim. Bakalım zamanlarını nasıl değerlendiriyorlar… 

A’nın bir günü;
A birçok şey için vakit bulabilen, planlı ve programlı biri. Sabah kalkıyor ve duşunu alıyor. Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra gazetesini alıyor, günün önemli olaylarına göz atıyor. İşine gitmek için yola koyuluyor.

İşyerine vardığında 10-15 dakika gününü planlamaya ayırıyor. Aslında bu kısa süreli planlama hem iş hayatında hem de özel hayatta ona birkaç saat kazandırıyor.

Zaten A da bunun farkına çoktan varmış. Gün içerisinde işlerini önem ve öncelik sırasına koyup her işi kendi zamanı içerisinde yapmaya özen gösteriyor. Bu şekilde kendine ve sevdiklerine ayıracak vakit de bulabiliyor.

O günkü işlerini mesai saatleri içerisinde bitiriyor, işinden de tam vaktinde çıkıyor. Dolayısıyla eve geldiğinde birçok şeyi yapmak için vakti kalıyor. Yemeğini yedikten sonra ailesiyle biraz sohbet ediyor. Televizyonda izlemeye değer birkaç programa bakıyor. Bir iki saatini okumaya ayırıyor. Yarın dinç bir şekilde kalkabilmek için iyi bir uykunun gerekli olduğunu bildiğinden geç saatlere kadar beklemiyor.

Vaktiniz olsun

B’nin bir günü;
B keyfine biraz düşkünce ve tembellik etmeyi pek seven biri. Zaten önceki akşam geç saatlere kadar beklediğinden sabah uyanması da oldukça güç oluyor. Uyanıyor uyanmasına da yatağından kalkması ne mümkün. Biraz yatak keyfi yapıyor mecburen! Zor da olsa kalkabiliyor bir müddet sonra. İşe yetişebilmek için kahvaltıyı iptal ediyor ve yola koyuluyor. İşyerine vardığında haliyle saat biraz geç oluyor.

Planlama yapmak bir tarafa, planlama yapacak zamanı bile bulamıyor. İşyerine gider gitmez hemen koyuluyor işe ve kayboluyor evraklar arasında. Günü yoğun bir şekilde geçiyor ve çok fazla yoruluyor. Hal böyleyken bir işi bile tam olarak bitiremiyor.

Bütün bu koşuşturmaların arasında mesaisinin bittiğini çok sonraları fark edebiliyor. Mesaisi bitiyor bitmesine ama B’nin işleri bir türlü bitmiyor. Hatta geç saatlere kadar işyerinde kalıyor işlerini yetiştirebilmek için. Yolda geçen süreyi de eklersek, eve gelmesi de biraz geç oluyor. Eve geliyor ama ayakta duracak hali kalmamış. Acıktığını geç de olsa fark ediyor ve bir şeyler atıştırıyor ayaküstü.
Yorgunluktan kimseyle konuşacak hali yok.  Derken yatma vakti gelmiş de geçiyor bile. Yorgun bir şekilde uyuyan B, yarın yine yorgun bir şekilde kalkacak. İşyerine yorgun bir şekilde gidecek ve yaptığı işlerden yine bir şey anlamayacak.

A ertesi gün B’yi arıyor ve soruyor. Sabah şu gazetede bir haber vardı okudun mu? Vaktim olmadı! Televizyonda güzel bir haber programı vardı izledin mi? Vaktim olmadı! Bir projeden bahsetmiştin yetiştirebildin mi? Vaktim olmadı! Anlaşılan B’nin hiçbir şey için vakti olmamıştı!

Siz siz olun vaktiniz olsun, en azından kendiniz için…

İnsanlar bir kırmızı gül için koşarken, ayaklarının altında ezilen papatyaları görmezler. / Anonim

Yazan : Hasan YILMAZ

E-posta gizli kalacak.

Website örneği

Yorumunuz: